HEDEFLERİ ÜLKEMİZ
Son yıllarda ülkemizi hedef alan bölücüler, ülkemizi büyük bir uçuruma doğru itme çabalarındadır. Ülkemiz insanı bu bölücülerden her zaman büyük zarar almıştır.
Özellikle son aylarda yapılan girişimler bu olayların ne kadar bizlere zarar verdiğini açıkça göstermektedir.
Expo’nun İzmir'e verilmemesi, İzmir halkında ve tüm Türkiye’de büyük üzüntü uyandırmıştır.
Bu organizasyonun İzmir’e verilmemesinin altında büyük oranda siyasi nedenler de yatmaktadır. Bu olayı en iyi sn: Şakir Sarıçay’ın sözleri açıklayabilir: “Şimdi düşünün bir ülkede yüzde elli ile gelen bir parti kapatılma aşamasına gelmiş. Çeteler ortaya çıkarılıyor ve bir kısım insan ve kurumlar çetelerin yargılanmasına karşı çıkıyor. Yanlış duymadınız çetelerin yargılanmasına karşı çıkılıyor. Ekonomi tüm olumsuzluklara rağmen “Kanije Kalesi ” gibi direniş gösteriyor. Ama ekonomi kimsenin umurunda değil. Güzel Ülkemiz, Güzel Türkiye’miz imaj kaybetmiş hiç önemli değil. Halkımıza elbisesi dar geliyor artık, ama birileri aynı elbiseyi giymeye devam etmelisiniz diyor. Elbise patladı patlayacak yırtıklar oluşmuş, dolapta bir sürü giyilecek elbise olmasına rağmen giymemize izin verilmiyor.
Böyle bir görüntü EXPO’yu oylayacak BIE Delegelerinin gözünden de kaçmıyor.
Bir BIE delegesinin şöyle söylediği duyumları geliyor kulaklarımıza; “ Türkiye enteresan bir ülke 2015 e kadar EXPO yu düzenlemekten vazgeçebilir. Vazgeçmese bile bir savcı Expo’nun aleyhine dava açarak süreci durdurabilir”
EXPO için hiçbir cumhurbaşkanı bu kadar çalışmazdı. Hiç bir belediye başkanı bu kadar istemezdi. Hiç bir sivil toplum örgütleri bu kadar para harcamazdı.Türkiye elinden geleni yaptı, ama gelin görün ki memur zihniyetinden kurtulamayan koca bir ülke cehalet sarmalından da bir türlü çıkamadı.
Evet, ülkemizin EXPO'yu kaybetmesinin nedenini Şakir Bey çok güzel bir biçimde ifade etmiştir. Nedense Türkiye ekonomisini düzelttiğinde, istikrarı sağladığında ve büyük bir ilerlemeye girdiğinde sürekli bazı iç ve dış güçler tarafından zarar görmüştür.
Eğer ki Türkiye 30–40 yıl sonra güçlü, sözü sayılır, dünyaya liderlik yapan bir ülke konumunda olmak istiyorsa bugünden tüm iç ve dış sorunlarını tamimiyle çözmelidir. Birkaç memur zihniyetli insanların ülkemizi karanlığa itmesine izin vermemelidir.
Her gün her şey değişmektedir ama bizim için bu değişimler olumlu yönde olmalıdır unutmayalım ki değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Maalesef ki bizlere son 300 yıldır gerileyen bir milletin evlatları olduğumuz öğretildi.
Osmanlı’dan süre gelen gerilemenin 1990'lı yıllara kadar sürdüğü öğretildi ama ülkemiz Osmanlının yıkılışından 1990 yılına kadar bir gerileme içinde değildir. Madem gerileme içinde değildik, neden Osmanlı yıkıldı diyeceksiniz.
Ama bu düşünceniz yanlış. Osmanlı bir ormandı ve parçalanarak odun yığını haline getirildi ve bizlerin sadece o odunların içine bir kıvılcım atmamız gerekiyor. Evet, Osmanlı devleti yıkılmamıştır sadece ismini Türkiye olarak değiştirmiştir.
Osmanlı ruhu yanı başımızda bizleri bekliyor bizlere göz kırpıyor ve bizlerin ona sadece bir adım atmamızı bekliyor. Necip Fazıl’ın dediği gibi:
Odunların üstüne, yıllar ve asırlardır yağmadık yağmur, düşmedik kar kalmadı. Onları küf basmış, pas tutmuş, rutubet bürümüş; üstelik garp dünyasının bütün kanalizasyonları bu odunların üzerine akmıştır. İşte arsadaki böyle bir odun yığınının gizli bir köşesindeki tek bir kıvılcım noktasıyız biz!
Biz ki, onun gizli bir köşesindeki tek ve son kıvılcım noktasıyız, onu nasıl yakar, tutuşturur, alevlerle sarabiliriz?
Haydi, el ele Osmanlıyı geri getirmeye.
BURAK SARIÇAY
***
İNANCIN GÖLGESİNDE KALANLAR
Ülkemizin yıllardan beri süre gelen en önemli özelliği inanç ve inançlarına olan bağlılıklarıdır.
Ne zaman zora düşsek ne zaman bir çıkmaza girsek direkt olarak inanç olarak bütünleşiriz. Buna örnek verebileceğimiz en belirgin olay Kurtuluş savaşıdır.
Yüzlerce düşman askerine karşı her siperde 8 askerimiz ile inançlarımız doğrultusunda zafere ulaştık.
Osmanlı devleti dahi sırf inançları doğrultusunda İslam birliğini sağlamak için tüm dünyaya 600 yıl hâkim olmuşlardır.
Şimdi inanma sırası tekrar bizde. Ülkemiz yıllardan beri ilk defa dünya çapında sözü geçen hatırı sayılan bir ülke konumundadır.
Geçmiş yıllarda yapılan darbeler sayesinde ülkemiz 10 ‘ar yıl geriye demir atmıştır.
Ama 2000 yılından itibaren ülkemizin istikrarlı bir biçimde yükselişi görülmektedir ve bu yükselişin olumlu yönde olması bizler için iyi olmuştur.
Son yıllarda yapılan girişimler amacına ulaşmaktadır.
Balkan ve orta doğu ülkelerinin barışı için ülkemiz önder olmuştur. Bunun yanı sıra ülkemiz dış ülkelerle olan gerek siyasi gerek askeri gerekse ticaret yönünde hummalı bir çalışmaya girerek bununda meyvelerini almış ve almaktadır.
Atalarımızın şu sözünü de unutmamak lazım.’Başkalarının kayığına binen çabuk batar.’
Bunu da dikkate alarak daha dikkatli ve daha çok çalışmalıyız.
Birinci dünya savaşında Amerika ile yaptığımız bir antlaşmayı sizlere aktarmak istiyorum.
Antlaşmaya göre Türkiye 2010 tarihine kadar bor-uranyum gibi büyük güç getirebilecek yeraltı kaynaklarını çıkararak işleyemez.
Gerçekten yıllar önce yapmış olduğumuz bir antlaşmanın şu günlerde başımıza ne kadar büyük dert açtığını görüyoruz.
Eğer ki ülkemiz bu kaynakları hemen çıkarıp enerjiye dönüştüremez ise gelecekte dünyaya hâkim olan devletler bu kaynakları bizlerden alabilmek için bizlere savaş açacaklardır.
Dünyanın %80 bor ‘u ülkemizde bulunmaktadır. Maalesef şimdi biz bunları kullanamıyoruz, ama satıyoruz.
Ülkemizin hiç vakit kaybetmeden bu madenleri işleyebilecek tesisler kurması gerekmektedir.
Umuyoruz ki bu madenlerimizin başına bir şeyler gelmeden kullanalım.
BURAK SARIÇAY
***
BİZİ BÖLEMEZLER
Bundan yıllar yıllar önce 1 topluluk varmış.
İnsanların barış mutluluk refah huzur içinde yaşadıkları ardından bu topluluk aralarından bir kişiyi seçerek 1 kabilenin başı yapmışlar.
Yıllar yıllar geçmiş kabile genişleyerek bir ülke oluşturmuşlar bu ülkede yaşayan insanlar birbiriyle barış mutluluk ve huzur içinde yaşamış daha önce kimsenin başaramadığı bir şeyi yani tüm dünyaya kök salmayı başarmış ama bunu yaparken savaşla değil sevgiyle hoşgörüyle birlikle insanları kendi çatıları altına almışlar.
Dünyada bu ülkeyi bilmeyen hiçbir kişi kalmamış bu ülke ilk başta kurucuları olan Osman beyin adını ülke isimleri olarak benimsemişler. 'OSMANLI DEVLETİ' adını almış bu ülke daha önce hiçbir eşi görülmemiş liderler padişahlar yetiştirmişler.
Hiçbir ülkenin başaramadığı sahip olamadığı 3 kıtayı birden hâkim olmuşlar. En önemli denizlere önemli ülkelere sahip olmuşlar bir gün bunu hazmedemeyen ülkeler düşünüp taşınıp1 karar almışlar demişlerki; biz bu ülkeye ne kadar savaş açtıysak hep bozguna uğrardık bir daha savaşmayız en iyisi biz bunların içine 1 kurt atalım onlar kendileri yok olsunlar.
Bu fikri hemen uygulamışlar kısa sürede Osmanlı devleti zayıflamış zayıflamış ve bu ülkeye yaralı adam muamelesi yapmışlar.
Yine bu ülke evladı olan Atatürk bu hainlerin planlarını tahmin edip tekrar bu ülkeyi yeni adıyla çağdaş uygarlık seviyesine çıkarmıştır ve tam 84 yıl boyunca şanlı al bayrağımız göklerde dalgalanmıştır.
Sonsuza dek dalgalanacaktır. Tekrar bu ülkenin gelişmesini hazmedemeyen kişiler devreye girip kendi aralarında 1 toplantı yapmışlar.
Bu toplantının ana konusu Türkleri tekrar dünya arenasından silmekmiş.
Bu toplantıda söz alan büyük bir lider şöyle diyor. Biz bu ülkeye tekrar savaş açarsak deli muamelesi görürüz.
Çünkü onların askerleri ölüp şehit olmak istiyor, bizim askerlerimiz ise yaşayıp kurtulmak istiyor.
Aralarından biri söze katılarak olmaz öle şey bizler onlardan kat ve kat güçlüyüz donanma mı al sana milyonlarca donanma asker para,onları bu sefer yok etmeliyiz..ve bir başka lider hemen sözü keserek şunu söylemiştir.
Galiba unuttunuz Çanakkale savaşını haçlı seferlerini kurtuluş savaşını.
Bence onların arasına kıskançlık atalım ayrılık tohumları atalım onlar elbette ki bir gün kendi kendilerine zayıflayacaklardır. Bu fikir herkes tarafından benimsenmiştir.
Bir kez daha bu işe baş koymuşlardır.
Türklerin içine PKK faşist komünist doğulu batılı Kürt Türk gibi birçok ayrılık tohumları atmışlardır.
Bu planları az da olsa işe yaramıştır. Ama tüm liderlerin gözlerinden kaçırdıkları bir şey vardı oda bu ülke bölünemezdi.
BURAK SARIÇAY
***
ORDA BİR OSMANLI VAR UZAKTA
Değerlerimizi kaybediyoruz. Evet, yanlış duymadınız değerlerimizi bizlerin ortak benliğini kaybediyoruz. Değerlerimizi kaybediyoruz derken kastım birkaç olay sonucu gelişmemiştir.
Hepimiz biliyoruz ki değerlerimiz Osmanlı'da başlayıp günümüze kadar gelmiştir. Maalesef ki hedef vatandaşın olduğu kullanılan vatandaşın olduğu bir dönemdeyiz. 1986 da bir gazetede çıkan bir yazı dikkatimi çekiyor; ''Her camide bir ajan olması kararlaştırıldı''.
Neden mi?
Camilerdeki insanların kimler olduğunu kimler ile görüştükleri öğrenebilmek için.
Yazık hem de çok yazık, neredeyse 70 milyonun arkasına 70 milyon ajan takıp o 70 milyon ajanın arkasına bir 70 milyon daha ajan takacaklar.
Ne yazık ki milletimiz hangi soydan hangi milletten geldiğini unutuyor. Rektörlerimiz çıkıyor Allah yoktur diyor.
Gençlerimiz birbirine ateş ediyor. Şu gerçeği biliyoruz ki ekonomisi iyi olanın, insanları eğitimli olanın, kültürüne değerlerine sahip çıkanın her zaman sözü ve kültürü ağır basar.
Kafanızda soru işareti kalmasın, günümüzde de görüyoruz ekonomisi güçlü bir İngiltere, insanları eğitimli olan bir Amerika. Şüphesiz ki 1930 yıllarından sonra kültürü, değerleri, dili ve dini tüm dünyaya yayılmış ve yayılmakta olan bir Amerika ve bir İngiltere.
Sizleri daha da geriye götürmek istiyorum yalnız şimdi duyacaklarınızın gerçekliğinden hiç mi hiç şüpheniz olmasın. 1960 yılından itibaren IMF nin en iyi müşterisi Türkiye olmuştur ama bundan sadece 200 yıl önce Amerika dan haraç kesmiştik evet tam duyamadım demeyiniz yanlış duymadınız Yusuf paşamız bundan 200 yıl önce şimdinin dünyaya hakimi olan Amerika'dan haraç isteyip haracını almıştır hatta daha şaşırtıcı bir olay ise amerikanın bize milyonlarca dolar borcu olmasıdır. Sadece 200 yıl önce dünyada ‘’METAL FIRTINA’’yı göğüsleyen bir Osmanlı devleti, şimdinin ise Türkiye'si. Sakın şöyle anlamayınız Osmanlı Türkiye cumhuriyetinin kurulmasıyla beraber tarihe gömülmüştür. Böyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, Osmanlı ruhu, Osmanlı kanı, Osmanlı yüreği Türkiye olarak isim değiştirmiştir. Fransa, İngiltere, Amerika, İspanya, İtalya ve Rusya gibi ülkelerin Osmanlı ile işbirliği yapmak için Osmanlıya yalvarıp yakardıklarını unutmadık. Diyeceksiniz ki şimdi ne yapmalıyız, Fernand Braudel’in dizelerinden şu sözler göze çarpıyor:EĞER İSLAMİYET TEMAS ARIYORSA VE GEREKTİĞİNDE DE UMUTSUZ BİR TEMAS OLAN KAVGAYA BAŞVURUYORSA, BUNUN ANLAMI, ONUN, HRİSTİYANLIĞIN TERSİNE, KARŞILIKLI KONUŞMAYI SÜRDÜRMEK VEYA DAYATMAK İSTEDİĞİ, RAKİBİNİN TEKNİK ÜSTÜNLÜKLERİNE KATILMAK İSTEĞİDİR.
Tahmin ediyorum çok özenle seçilmiş sözler olsa gerek.
GERİ DÖNMEK İÇİN HİÇ DE GEÇ SAYILMAZ. DEĞERLERİMİZİ KAYBETMEDEN, OSMANLIYI KAYBETMEDEN VE EN ÖNEMLİSİ İNANCIMIZI KAYBETMEDEN BU İŞE BAŞ KOYMALIYIZ.
HAYDİ EL ELE OSMANLIYI, ADALETİ, GERİ GETİRMEYE, ZULMÜN, HAKSIZLIĞIN VE KÖTÜLÜĞÜN BELİNE DARBEYİ İNDİRMEYE…
BURAK SARIÇAY